HaberlerSiyasetCHP, Meclis Soruşturma Komisyonu'nun yayın yasağına itiraz etti

CHP, Meclis Soruşturma Komisyonu'nun yayın yasağına itiraz etti

CHP, 17-25 Aralık sürecinde ortaya çıkan yolsuzluk yolsuzluk ve rüşvet olaylarına ilişkin kurulan Meclis Soruşturma Komisyonu'nun yayın yasağına itiraz etti. CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu tarafından bir üst mahkemeye yapılan...

CHP, Meclis Soruşturma Komisyonu'nun yayın yasağına itiraz etti
CHP, 17-25 Aralık sürecinde ortaya çıkan yolsuzluk yolsuzluk ve rüşvet olaylarına ilişkin kurulan Meclis Soruşturma Komisyonu'nun yayın yasağına itiraz etti. CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu tarafından bir üst mahkemeye yapılan itirazda, "Ankara Basın Suçları Soruşturma Bürosu tarafından gerçekleştirilen taleple Ankara 7. Sulh Ceza Hakimliği tarafından 2014/4205 D.İş sayılı kararla verilen yayın yasağı kararının itiraz incelemesi neticesinde kaldırılması talebinden ibarettir." denildi.

Ankara 8. Sulh Ceza Hakimliğine gönderilmek üzere Ankara 7. Sulh Ceza Hakimliğine yapılan başvuruda, tarihin en büyük rüşvet ve yolsuzluk operasyonu olarak bilinen ve halen Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde Soruşturma Komisyonu kapsamında soruşturması devam eden iddialar ile ilgili olarak Ankara 7. Sulh Ceza Hakimliği tarafından yayın yasağı konulması yönünde karar alındığı haberlerinin basına yansıdığı ifade edildi.

Tanrıkulu'nun vekili Avukat Berk Başara tarafından yapılan başvuruda, "Her ne kadar müvekkile herhangi bir bildirim yapılmamış ise de kamuoyuna yansıyan iddiaların araştırılmasının kamuoyundan saklanmasının doğuracağı hukuki ve fiili sakıncalar, insan hak ve özgürlükleri kapsamında yaşanacak hak ihlalleri nedeniyle anılan karara itiraz etmek zorunluluğu hasıl olmuştur. Ankara 7. Sulh Ceza Hakimliği'nin ilgili kararı hukuken korunur veya kabul edilebilir nitelikte değildir ve itirazımız neticesinde yayın yasağının kaldırılması gerekmektedir. Şöyle ki TC Anayasası'nda kabul edildiği üzere 'Basın Hürdür Sansür Edilemez. Bilindiği üzere TC Anayasası'nın 28. maddesinde açıkça 'basın hürdür, sansür edilemez.' hükmü bulunmakta ve fakat mevcut kararla bu hüküm tamamen işlevsiz hale getirilmektedir. Zira anılan kararda yine TC Anayasası'nın 26/2 maddesine atıf yapılarak düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetine kısıtlama getirilebileceği belirtilmiş olsa da zaten emsal AİHM içtihatları ve Musul'da yaşanan olayların niteliği göz önüne alındığında mevcut durumda düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin engellenemeyeceği, sansür uygulanamayacağı aşikardır. Başka bir anlatımla, kamuoyunun acil, hızlı ve doğru bilgiye ulaşıp kendini güvende hissedebilmesi için haber alma, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetini sonuna kadar kullanması gerektiği bir ortamda, tamamen hükümetin eleştirilmesini engellemek sonucuna ulaşacak nitelikte yayın yasağı getirilmesi insan hak ve hürriyetleri bağlamında asla kabul edilemez niteliktedir." denildi.

AİHM'nin yerleşik uygulamasının hatırlatıldığı başvuru dilekçesinde, sansür uygulamalarının, toplumu koruma, milli güvenlik vb. amaçlarla meşrulaştırılmaya çalışıldığına dikkat çekildi. "Zaten sansür, etimolojik ve ontolojik olarak (görüntüde) toplumu koruma iddiasıyla gerçekleştirilen bir pratiktir. Kamusal yararın kamuoyunun bilgi edinmesinin yasaklanması yoluyla sağlanabileceği düşüncesi özgürlükler aleyhine ve antidemokratik sonuçlar yaratan bir düşüncedir." denilen dilekçede, "Ne var ki basını ‘kamuoyunun bekçi köpeği’ olarak tarif eden AİHM'e göre basının sahip olduğu bu rol, demokrasinin siyasi işleyişi için yaşamsal öneme sahiptir. Kamuoyu, hükümetin siyasi kararlarını, eylemlerini ve ihmallerini basın yoluyla öğrenir. Bunlar, basın yoluyla denetlendiğinde yurttaşların karar alma sürecine katılımı kolaylaşır ve demokrasinin sağlıklı bir şekilde işlemesi güvence altına alınır (Sunday Times v. Birleşik Krallık). Bir sorunun, konuş(tur)ulmaması yoluyla çözülmesi (!) bir seçenek olduğu gibi; o sorunun kamuoyunca etraflıca tartışılması yoluyla çözülmesi de bir seçenektir. İnsan haklarına dayanan sistemlerde ikincisi tercih edilir. Bu aşamada özellikle belirtmek gerekir ki, yasal dayanak dışında, sınırlandırmanın meşru bir sebebi olmalı ve bu meşru sebep sınırlandırma için Anayasa'nın 13. maddesinde gösterilen koşulları yerine getirmelidir. Yani sınırlama ölçülü olmalı, hakkın özüne dokunmamalı ve demokratik toplumda zorunlu olmalıdır. Bunu sağlamak için bir Mahkeme bir yayın yasağı kararı aldığında, koruduğu menfaat karşısında sınırlandırdığı ifade özgürlüğü değerini ve kamunun bilgi alma ve verme haklarını da dikkate almalıdır. Bu konu hakkında özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından verilen emsal kararlarda insan haklarına getirilecek sınırlamanın sınırları şu şekilde belirtilmiştir: Müdahalenin kamu otoritesince yapılması gerekmektedir. Müdahale meşru amaçlar için yapılmalı ve bu amaçlar AİHS 8/2 maddesi kapsamında olmalıdır. Müdahale yasa ile öngörülmüş olmalıdır. Demokratik toplumda gerekli olduğu ölçüde yapılmalıdır. Sınırlamaların amacı ve şekli ne olursa olsun, demokratik toplumun sürekliliğini sağlama amacı için gerekli olan ölçüyü aşmamalıdır. Aksi takdirde geçici tedbir asıl amacı ihlal edip onun yerini alabilir. Burada gerekli ölçü, hoşgörülebilir/kabul edilebilirlik şekline olmalıdır. Oysa ki işbu başvuru kapsamındaki yasak ile taraf olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında getirilecek sınırlamaların sınırı ağır şekilde aşılmıştır. Kaldı ki Anayasa Mahkemesi tarafından özellikle bireysel başvuru yolu tanınması sonrasında verdiği emsal kararlar incelendiğinde insan hak ve özgürlüklerinin sınırlanmasında (ister mahkeme kararı ister idari karar yoluyla olsun) AİHM kriterlerinin esas alındığı ve bu yönde ağır hak ihlali tespitleri yapıldığı da açıkça görülecektir (twitter.com, youtube.com sitelerine erişimin engellenmesine ilişkin başvurular en güncel örneklerdendir)." ifadeleri kullanıldı.

Ankara 7. Sulh Ceza Hakimliği tarafından verilen yayın yasağı kararının insan temel hak ve özgürlüklerini orantısız şekilde kısıtlayan, hukuki dayanaklardan uzak ve atıf yaptığı kanun maddeleri ile birlikte değerlendirildiğinde dahi kabul edilemez nitelikte olduğunun vurgulandığı dilekçede, "Bu nedenle sadece sonuçlarına vakıf olduğumuz ve fakat içeriğini öğrenemediğimiz kararın itiraz incelemesi neticesinde kaldırılması demokratik hukuk devleti olmanın ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler ile TC Anayasası hükümlerinin zorunlu sonucudur. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından gerçekleştirilen taleple Ankara 7. Sulh Ceza Hakimliği tarafından 2014/4205 D.İş sayılı kararla verilen yayın yasağı kararının itiraz incelemesi neticesinde kaldırılmasını müvekkil adına arz ve talep ederiz." denildi.

İLGİLİ HABERLER

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy ortak basın toplantısı düzenlediCumhurbaşkanı Erdoğan ile Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy ortak basın toplantısı düzenlediCumhurbaşkanı Erdoğan Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy ile bir araya geldiCumhurbaşkanı Erdoğan Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy ile bir araya geldiGelecek Partisi Genel Başkanı Davutoğlu'ndan iktidara "salgın" eleştirisiGelecek Partisi Genel Başkanı Davutoğlu'ndan iktidara "salgın" eleştirisiGelecek Partisi Genel Başkanı Davutoğlu, partisinin Gaziantep İl Başkanlığının açılışını yaptıGelecek Partisi Genel Başkanı Davutoğlu, partisinin Gaziantep İl Başkanlığının açılışını yaptı​ Fatih Erbakan: "104 amiralin bildirisi milletin iradesine muhtıradır"​ Fatih Erbakan: "104 amiralin bildirisi milletin iradesine muhtıradır"
SIRADAKİ HABER